8 Eylül 2011 Perşembe

Tutukluluk Sezen şarkılarında mı kalmalıydı?

Eğer elimden gelseydi daha sakin, yavaş sinirlenen, alıngan değil hoşgörülü, toleranslı biri olmayı çok isterdim. Kendimi frenleyip kırıp dökmemek şu an keşke dediğim bir sürü insan ve anı bana getirebilir miydi? Merak içindeyim. Ama farkındayım, bu benim, hep de bendim, fitili hep hazır tutan, kendinden başkasına güvenmeyen ve sorgulayıcı, bir o kadar da yetinmeyi bilmeyen. Ben if'imin iki çıkışını da gördüm, iki yolda da mutlu olmayı beceremedim, şimdi ortada bir yerde, istediğim an rotayı bir öbürüne çevirebilecekmiş gibi tetikte bekliyorum. Aman siz seçeneklerinizi denemeden, emin olmadan sonuna kadar gitmeyin! Çoğu zaman dönüşü olmuyor maalesef. 

Nereden geldim bu sinirlilik, fitil haline? Şeker eksikliği buna sebep olabiliyormuş haberiniz olsun. Zor zamanlar ve depresif ya da manik-depresif zamanlarda tiroid, şeker ve hormon fonksiyonlarına baktırmak da yarar var benden söylemesi..

En son konserine gittiğimde bu şarkıyı bizimle paylaşma lütfunda bulunmamış olsa da, Minik Serçe ve Tutuklu bir çoğumuz için efkar zamanlarının vazgeçilmezidir. Kalp tutukluluklarındansa geri dönüşüm kutusuna atıp sonuna kadar yok etmek istediğim, gereksiz hukuki tutukluluklar 500 bölümlük mini dizi serisini konuşmak istiyorum. Şike, terör derken üstüne bir perde çekmiş olsak da, Balyoz, Ergenekon, Deniz Feneri, Şike derken herkes sıkı bir temizlik yaptı. Peki usul adab bu mudur? En başta sölemeliyim ki, ben bir asker içeride olduğu için rahatsız olanlardan biri değilim. Asker, futbolcu, teknik adam, din adamı, gazeteci.. Ben önce insan olarak bakarım, sonra ortada bir suç var mı  diye süreci bekleme taraftarıyım, sonuçlandıktan sonra kararın karşısında boynumuz kıldan ince, tabii eğer bir hukuk devleti olduğumuza inanıyorsak..

Hangi siyasi görüşe daha yakın olursak olalım, suç ve ceza temel prensip olmalıdır, ama adil yargılanmalar sonucunda. Bugün Can Dündar'ın da dediği gibi, benzer davalar, farklı dava süreçleri, peki neden? Mayınlar..Deniz Feneri soruşturmasındaki ekip değiştirildi, yeni ekibe iyi çalışmalar. Sakın siz de mayına basmayın, çıkışı gösterirler!

Hem bireysel tecrübelerim sebebiyle hem de haber bolluğu yüzünden askerlikle iç içe kalmak zorunda kaldım. Müjdeler olsun, hükümetimizden çok zaman önce beklediğim bedelli askerlik geliyor, alt sınır tartışılacak gibi dursa da gözünüz aydın..

Aristoteles okurken, Charles Aznavour bana çok arkadaşlık etmişti. Bugün onunla ilgili okuduklarım beni üzdü. Soykırım konusunda fikrim hep aynıydı. Ben insanı önemserim, sayıları değil, 3'de 3000'de aynıdır. Neden yaptın sorusuna Hitler'in cevabı rasyonel olsaydı, inanılmaz bir trend olurdu soykırım. Ama değil. Şükürler olsun. Bu kelimeden hoşlanmadığı ve Türkleri sevdiği için inkarcılıkla şuçlanıyor, haksız ve öğretilmiş bir suçlama olduğuna inanıyorum, artık bazı fikirler de esnemek lazım.

Keşke diyerek kafamızı duvarlara vurduğumuz, sinir krizleri geçirdiğimiz Polonya maçı hakemi ihraç edildi turnuvadan. Keşke bizim maçımızdan önce olsaydı ya da biz sonucu değiştirebilseydik. Gruptan çıktık, ama geçen yıl ile karşılaştırıldığında malubiyet sayımız omuzumuzda ağır bir yük.

Demirtaş BDP başına tekrar seçildi ama açıklamaları bu haberin önüne geçti. Bu memlekette herkes masum bir tek gazeteciler, haberciler suçlu hatta ahlaksız değil mi? Buyurun gerisini siz düşünün.

Charles Aznavour eşliğinde okumak belki daha keyifli gelir size:)



"If Iwas a journalist, I go myself in prison, World is like a prison"




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder