Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2012 Pazartesi

İstanbul-İzmir Arası.. (Kardeşim Mantı,Yörsan,Bursa İskender, Şevki, İmren)

Neler sığmaz ki, aşk hariç.. 

Bu yazı yazılmak için çok bekledi, ama baktım artık unutacağım, pes ettim. 

1.Durak: KARDEŞİM MANTI/EMİRGAN 

Bu kadar zamandır neden duymamıştım bilmiyorum, ama annemin mantısı diyenlerdensiniz, gidin bir deneyin derim. "Etli Sarma"dan istemeyi de unutmayın. 

Emirgan'da Çınaraltı'ndan yukarıya doğru yürümeye başladığınızda sağ tarafta Kardeşim Mantı'yı göreceksiniz. Annesi ve Murat bey işletiyorlar, annesi bizzat kendi yapıyor. Sizi Murat Bey karşılayacaktır, oldukça keyifli biri, sohbet etmeye çalışın, zaten o sizinle etmeye başlayacaktır. Herkes masaya oturmadan siparişleri almaz, herkes oturmadan getirmez, tabağınızı bitirmeden hesap ödeyemezsiniz, oturduğunuz sürede telefonunuzdan da uzak durmaya çalışın, azar işitebilirsiniz. 

Hesap size oldukça makul gelecektir. 

Ps: Yaz olduğu için dışarıda oturduk biz ama, içerideki dekorasyon çok hoş, eminim ayrı bir keyifli oluyordur. 

2.Durak: YÖRSAN/SUSURLUK 

Çeşme'ye doğru yola çıktık. Ben açlık naraları atarken, betim benzim atmış, Sarper beni tınlamadan "Susurluk'ta yeriz diyor. İyiki de beklemişim. Yörsan'ın tesisi yolun sağ tarafından sol tarafına geçmiş, hatta hala iskeletler var etrafında. Ne yesek diye bakınıyoruz, ve karar veremeyip "Her şey" seçeneğini işaretliyoruz. 

"Karışık Tost"la açlığımı biraz bastırdıktan sonra, tahta kürek üstünde servis edilen "Kürek Pidesi"ni deniyoruz. Yemesi çok hafif, bol maydanoz ve biraz beyaz peynirle servis edilen kıymalı pideymiş meğersem bu "Kürek Pidesi". Tam doymaya başlamışken, "Çiğ Börek" yemeyi de unutmadım tabii. Eskişehir'de bile bu kadar güzelini yememiştim, ellerine sağlık. Mutlaka iki "Ayran" söyleyin, birinin tadı damağınızda kalacaktır. 

Höşmerimlerini başarılı bulmasamda, kemalpaşa tatlıları ve kazandibi inanılmazdı. 


3.Durak: BURSA İSKENDER/ SUSURLUK-ULUSOY TESİSLERİ

İskender yemeden dönülmez dedik durduk. Ben yemeyeli bayağı olmuştu, ne de güzelmiş. Ortaya soslu patlıcan söylemenizi tavsiye ederim, közlenmiş patlıcan üzerine domates sosu, onlar için de yeni bir lezzet. Parmaklarımızı yiyerek masadan kalkıyoruz, benim gözüm hala duvarlardaki tabak koleksiyonunda :) 

4.Durak: KUMRUCU ŞEVKİ/ILICA VE ÇEŞME 

Bir kere yiyip dönemezdik, bizde her Şevki gördüğümüzde durduk yedik :) Biraz daha ince olsaymış ne kadar mutlu olacaktım, zar zor iyileşen çene kaslarım, her seferinde tost makinasında bastırır mısınız dememe rağmen, mahvoldular. 

Slogan: "Bir işi yapacaksan tam yapacaksın, tadıyla yiyeceksin". 

Alınması gereken mesaj: Süper Kumru söyle, itinayla ketçap ve mayonezi sık, ısır bakalım. 

Ege'nin midyesi de bir başka oluyormuş ;) 

5. Durak: İMREN HAN/ALAÇATI

Otelin korkunç bir kahvaltısı olduğu için kendimi İmren'e saklamıştır. Alaçatı kahvaltısı söylüyoruz iki kişi. Masaya eklenen her tabakla gözlerim parlıyor. Kuru domates, tahin pekmez, zeytin reçeli, acuka, bal kaymak, vişne reçelli lor, karpuz, zeytin, domates salatalık söğüş, çeşit çeşit peynir, ve tabii İzmir tulumu. Çay demlikle geliyor, ben tercihimi limonatadan kullanıyorum, süper. 

Daha kahvaltının ortasında gözüm tatlılarda. Bir arkadaşım özellikle yoğurtlu vişneli ve damla sakızlı dondurmasını, bunların yanısıra sakızlı muhallebisini tavsiye etmişti. Masadaki tabaklardan birinden sakızlı muhallebinin tadına baktım mest oldum. Kahvaltı üstüne dondurma söylüyorum, çok dondurma sevmeyen biri olarak, yiyeceksem yoğurtluyu tercih ederim, ama bu bir başka güzel, keza sakızlısı da :) 

Mutlu mesut daha uzun bir ziyaret sözü vererek Alaçatı'dan ayrılıyorum.. 

Not: Tüm bu yemekler süresince fotoğraf makinamın pili yoktu, ya da ben yemekle biraz fazla meşguldüm ;) 

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Safi Meyhane/ Şişhane


Bu ayın ALLdecor dergisinde Safi Meyhane ile karşılaştım. Başlık "Yeni Nesil Modern Meyhane" gibi bir şeydi. Nisan ayının başında açılışı yapılmış, daha çok taze bir mekan. Meyhane, Turizm Araştırmacıları Derneği ve Yeni Rakı işbirliğinde gerçekleştirilen bir projenin ilk meyvesi, kendisinden bir çok yerde göreceğiz ilerleyen günlerde. Hiç vakit kaybetmedim ve bu cuma ziyaret ettim.

Safi Meyhane'nin hem artıları hem eksileri var. Ulaşımı çok kolay, bilenler için MissPizza'nın yanı, hemen Şişhane metrosunun çıkışında yer alıyor. Dekorasyonu genç ellere teslim edildiğinden, her köşesi ayrı keyifli bir mekanla karşılaşacaksınız. Sigara içebileceğiniz sembolik olmaktan uzak bir terası var, ki bu artık çok önemli, özellikle yaz kapıdayken. Çalışanların hepsi inanılmaz güleryüzlüler ve sizinle çok iyi iletişim kuruyorlar, gönül rahatlığıyla bahşiş verdiğim nadir restoranlardan biri oldu, belirtmeliyim. 

Müzik Göksel'den Sezen Aksu plaklarına geniş bir aralıkta, sizi çok da rahatsız etmeden arkadan muhabbete eşlik ediyor, korkmayın çok bağırmak zorunda kalmayacaksınız. 

Fakat yemekler için bu kadar iyimser olamayacağım. Patlıcan ezmesinden, pilakiye özellikle mezeleri yemesi pek keyifli değildi. Yaprak ciğer ve fava fena değildi, ancak yediğimiz hiçbir şeye "wov" demedik, ve porsiyonları birazcık küçüktü. Balığı denemeyi riskli bulduğum için "dana yanağı"ndan kullandım tercihimi. Hafif yağlı ama lezzetliydi. Beni en çok sevindiren şey ise, bir bir buçuk yıl sonra Hatay'ın kuru sulu kabağını tatlı menüsünde görmekti, yolunuz düşerse mutlaka yanınızda bir kaç kilo getirin. 

En geç ikide kapanıyormuş, Beyoğlu için erken bir saat. Kitle çocukludan gence kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Genel eğilim erken gelip erken kalkmak. Fiyatlar alışılagelmiş gibi, hatta hesap önünüze geldiğinde "aa ne güzel" dedirtiyor.

Konsept ve fikir çok güzel, ancak rakı içilen bir mekan için mezelerin lezzetli olması önemli. 

Afiyet olsun, iyi pazarlar..

Daha fazla bilgi almak için: safimeyhane.com

19 Şubat 2012 Pazar

Dana Suşi / Günaydın Steak House

Dana füme dilimleri arasında salatalık ve ne olduğunu lezzetinden tam anlayamadığım bir sos( Yoğurtlu olduğunu tahmin ediyorum.) bir araya geldiğinde çok lezzetli bir atıştırmalık çıkmış ortaya. Tavsiye ediyorum, özellikle farklı tatları denemeyi sevenlere..


30 Ocak 2012 Pazartesi

Samsun, Ünye, Fatsa, Ordu..


Karadeniz'de sadece pide yiyerek yaşayabilirsiniz. Yer: Venn Boutique Hotel
Kimisine göre "Kuymak", kimisine göre "Muhlama", ne derseniz deyin mısır unu, tereyağı ve çökelek  ya da telli peynir ile yapılan bir şaheser. Yer: Venn Boutique Hotel
Samsun Merkez, İstiklal Caddesi Vitrinleri 
Samsun Merkez, İstiklal Caddesi Vitrinleri


İtiraf ediyorum, almamıza rağmen  ben mide korkusundan tadına bakmadım ama siz bakın..




Yer: Uzun Saçlının Yeri. Oradan kimler gelip geçmemişki. Çayı, sohbeti, neden bu kadar meşhur olduğunu anlatıyor. Ordu'da sahil yolunda Yalıköy'ün bittiği yerde solda kalıyor, tabelada kendisinin saçlarının siyah olduğu zamandan bir fotoğraf var. Fotoğraf çekilmeye o kadar alışık ki, hemen pozunu alıyor :)
Yer: Vonalı Celal. Bu sefer sahil yolundan oldukça devam etmeniz gerekiyor. İstanbul'da da şubesi olan  tam bir  turşu imparatorluğu (120 Çeşit az değil.) Biz biraz tokuz, atıştıralım diyoruz, ve lahana turşusunun yanında "Yumurtalı Sakarca" ve tabii "Mısır Ekmeği". Sakarca Karadeniz'e özgü bir ot. Soğan, yumurta eklendiğinde her öğünde yenebilen çok lezzetli bir yemek çıkmış ortaya..
Yer: Vonalı Celal. Biz "Fındıklı Yoğurt Tatlısı" dedik ama garson sen bir tane "ballı süzme" getir dedi. Adından da anlaşıldığı gibi süzme yoğurda bal döküp üzerine fındık serperseniz siz de evde yiyebilirsiniz. Küçükken yoğurda toz şeker atılmasına ya da reçel ile yemeye alışık iseniz hoşunuza  gidecek bir lezzet..


Geçen sefer yolumuz düşmemişti ama bu sefer Ünye Kalesi'ne kadar çıktık. Ordu çok güzel bir şehir, hepimiz aa burası İzmir'e benziyor dedik. Teleferik'in çalıştığı bir zamana denk getirin ve Boztepe'ye çıkıp bütün Ordu'yu seyredin. Samsun merkezde Gazi Müzesi'ni ziyaret edin. Yine Ünye'de Çakırtepe'de sütlaç yiyin. Fatsa'da sahile bakan cafelerden birinde çay için, ve dalgaların içine doğru uygun bir ayakkabı ile yürüyün :) 

Yandaki fotoğraf kaleden.. Çok geç saate kalmamanızı ve gündüz bu yerleri görmenizi tavsiye ederim. Yollar, evler birbirine benzemiyor, gece bunları özellikle de denizi ayırt edemiyorsunuz. Dönüşümüz iç yoldan oldu. Türkiye'nin en uzun tünelinden geçiyorsunuz, yaklaşık 3800 m. 



İyi Haftalar..

21 Ocak 2012 Cumartesi

Girit Mutfağı-İdilika

Ne zamandır ziyaret etmeyi düşündüğüm ama bir türlü denk getiremediğim bir restorandı Giritli İdilika Meyhanesi. Hemen Set Kebap'ın yanında yer alıyor. Suada'da bir diğer şubesi varmış. Haftanın altı akşamı buzuki eşliğinde canlı müzik dinleyebiliyorsunuz. Fix menü, kişi başı 100 TL. Biz iki kişi gelen yemekleri bitirmekte zorlandık doğruyu söylemek gerekirse. İçinde neler mi var? 

  • 12 çeşit meze
  • Kavun ve Peynir
  • Yaprak ciğer, Girit Böreği ve Kalamar
  • Girit Köftesi ya da Izgara Somon/Levrek Seçeneği
  • Kaymaklı Ekmek Kadayıfı ve Kabak Tatlısı
  • Sınırsız Rakı
Her şey oldukça lezzetliydi, en başta ortam çok keyifli, çok sıcak. Sitesine bir göz atarsanız Mavi Pilav'ı göreceksiniz. Ben özellikle sordum ama mavi pilavı sahibi İdil Hanım'ın annesi iki günde bir yapıp gönderiyormuş ve ellerinde kalmamış. Artık bir dahaki sefere dedik. Renginin maviliğini tamamen içinde kullanılan otlara borçluymuş. 

Haftasonunu tercih etmenizi tavsiye ederim. Eğer Ege mutfağını seviyorsanız, Rum müziklerine kulağınız aşina, rakıya hayır diyemeyenlerdenseniz, yolunuz Etiler'e düştüğünde İdilika'yı es geçmeyin. 

Afiyet olsun..





1 Kasım 2011 Salı

Ayna, Vino, Sahil, Moshos, Cunda..

Şımarık Pilavı
Bir süre kendimi dinlendirmeden bunları da paylaşayım dedim, sonrası yoğun,bayram,gitmek,dönmek. Evet bana bayram tatil gibi gelmiyor. Eminim çalışanlar için kıymeti çok fazladır. Ben de sizden biri olduğum zaman bu kadar burnumun dikine konuşmayacağım ama çook işim var, maalesef. Size iyi tatiller. Gelelim benim Cunda seyahatimin ikinci kısmına. Açkan okumamanızı tavsiye etmekle kalmayıp, aç olduğunuzu hissedersem kapatırım sayfayı ;) 

Cumartesi öğlen yemeği ve bizim için öğlen içmesi için durak Ayna. Biz ikide içmeye başlayıp, beş yedi arası latesiestadan sonra içmeye devam ediyorduk, pek bir keyifli oluyor. Ayna'nın müdavim köpeği pirinç orada değildi ama güleryüzlü sahipleri bizi ihya ettiler. Menüden her şeyi söyleme eğilimimizden sonra ev şarabı, peynir tabağı, tereyağlı cevizli erişte, Şımarık Pilavı!, zeytinyağlı tabağı ile yetinmeye karar verdik. Unuttum bir de o güne özgü girit kapağı vardı. 

Peynir tabağı daha sonra anlatacağım Vino Şarapevi'ne göre çok daha iyiydi. Tereyağlı erişte hepimizi mest etti.Şarabın üzerine mutlaka vişne likörü için, tercihen tadını daha da iyi almak için iki tane için. Zeytinyağlı tabağında resimde gördükleriniz mevcut, sanırım gününe göre değişiyordur. Kabak çiçeği dolması iki gün içinde yediğim en lezzetlisiydi. Peynir tabağında ortada gördüğünüz kasenin içinde ev yapımı mayonez var. Ekmekle yenen daha lezzetli bir şey yok. İstanbul'daki restoranların bunu keşfetmemiz olmasına üzüldüm çünkü biz utanmadan iki kase yedik. Gelelim Şımarık Pilavına. Deniz ile barışık, babam çıksa yerim diyorsanız tam sizlik. Mürekkep balığının mürekkebiyle pişirilen, içinde kalamar, karides, midye olan bir pilavdan bahsediyorum. Öldüm de cennetdeyim durumunu biz yaşadık. Mutlaka yaşayın siz de. Bu kadar şeyi yedikten sonra Cunda'nın  en prestijli restoranından, bkz. Marie Claire, Instyle gezi ekleri, 125 TL ödeyerek çıktık. Ellerine sağlık gerçekten.

Zeytinyağlı Tabağı
Peynir Tabağı


Sakın bunun üzerine doyacağınızı sanmayın!


Ev Yapımı Mayonez

Tereyağlı Cevizli Erişte



Hepsinin üzerine şarapta armut tatlısı sipariş edebilirsiniz ;)






Utanmaz Kediler
Sağdaki Karadut Likörüdür. 
Cuma günü için tercihimiz Vino Şarap Evi oldu. Sahilin iki arka sokağında renkleriyle sizi hemen kendisine çekiyor. Cunda Şarabı ve Cunda peynirinin kiremit içerisinde eritilmiş halini ve karadut şarabını mutlaka deneyin. Ben kivi ve kuşburnunu da denedim ama beğenmedim. Biraz zorlama olmuş sanki. Ama aklınıza gelebilecek her şeyin likörü var. Eve dönerken şık şişelerde de biraz getirebilirsiniz. Kediler biraz rahatsız etse de saatlerinizi hoş bir sohbet ve şarap eşliğinde geçirebilirsiniz. 



Akşam yemeği için tavsiye üzerine sahil restorandaydık. Kış geldiğinde mekanların masa sayılarında problem olabiliyor ama güleryüzleri ile bekleme süresini yok sayıyoruz. Balık deniz balığı, tam mevsimi, lezzetinde, söylenebilecek hiçbir şey yok. Mezeler fark yaratıyor. Fava bugüne kadar Bozcaada'da yediğim en iyisiyle yarışırdı. Kabak çiçeği dolması çok taze değildi ama hardal tohumlu levrek marin her şeyi unutturuyordu. İstanbul'da yemek isterseniz Galatasaray Lisesi yanı Beyoğlu Meyhanesi. Hesap kendini gösterse de biz tıka basa 10 meze ve balıktan sonra doyuyoruz. Üstüne lor tatlısı da mükemmel oluyor. Buyrun neler yemişiz? 

Fava
Hardal Tohumlu Levrek
Kavrulmuş Ot

Kabak Tatlısı ve Lor

 Karışık ot, yok ben ot yemem demeyenlerin bile kalbini feth edecek cinsten, denemeden kalkmayın..












Son gece için Moshos tavernasını seçtik. Gecenin gidişatı için en doğru seçim olmuş. Bir büyük, bir küçüğü dört kişi içerek kendimizi yeterince zorlamışken, rum müzikleriyle resmen kendimizden geçtik. Hızlı yemek yiyen bir grup olduğumuz için garsonlar yetişmekte zorlansalar da, 5 numara meze, 7 numara balık yedik. Mezeler çok memnun etmese de arada biri vardı ki, hayatınızda hiç yememiş olabilirsiniz. Kalamar dolması. Kendinizi balık seviyorsanız bundan mahrum etmeyin. Rakı sofrasında en sevdiğim olan, ki beşinci dubleden sonra dünyada en sevdiğiniz olabilir, kiremitte tahini getirmezlerse bile isteyin. Mükemmel yemek için değil ama iyi müzik ve çok keyifli bir akşam için Cunda'ya yolunuz düşerse atlamayın. 

Kalamar Dolması
Kısa bir tatilden sonra görüşmek üzere.. Bir yere gitmiyorum, kıskanmayın, sadece dinleneceğim..

31 Ekim 2011 Pazartesi

Cunda'da kahvaltı ve kahve


 
   1

Yazın ortasında olsaydık sahil kenarındaki Ayvalık tostçularından herhangi birine oturabilirdik. Maalesef dondurmacı haricinde hepsi kapalıydı. Biz de mecbur bir arka sokağa geçiş yaptık. Benim daha önce de bir kez kahvaltı ettiğim Karadeniz Pastanesi'nde durduk. Direk Girit ya da Cunda kahvaltısı beklemeyin, ama oraya özgü olan lor tatlısı ya da lor peynirini bulabilirsiniz. Kahvaltı tabağında zeytinyağı kekiği de ihmal etmiyorlar. Biz bir de omlet istedik ve sabahın golünü attık. Nedir bir omlet? Sakın öyle demeyin, tereyağı eritilip, hafif kızdırıldıktan sonra kırılan yumurtayı biliyor musunuz? Biz bayıldık. Lor peynirine en çok vişne reçeli yakışıyor, genelde sormuyorlar ama tercihinizden o yönden yana olsun. (1) 

Bir sonraki durak meşhur tarihi Taş Kahve idi. Kahvesini içmiştim ama girip de hiç oyun oynamamıştım. Damla sakızlı kahveyi ait olduğu yerde mutlaka deneyin. İçeride servis yapan ağabey ile sohbet edin, biz kazanamayacağız diye bir ara bayağı korktu. Kahvedeki iki kadın bizdik galiba ama kimse yadırgamadı. Yorulduğunuzda mutlaka durun ve çayını kahvesini tadın. (2)

2


3
3
Ertesi sabah için gördüğümüz bir Girit böreği tabelasının peşine düştük. Bir yere sorunca, bu konuda tek adres var, siz şuraya gidin dediler. Adres: Fysiko, Narlı Bahçe. Sahipleri o kadar şeker insanlar ki. Biz iki kişi üç tabak börek yiyip, tepsileri bitirdik ama hala çok güleryüzlüydüler. Bahçelerinde gerçekten bir nar ağacı var. Çok büyük bir bahçe değil belki ama kendinizi iyi hissediyorsunuz. Cunda'da meyvesuları, şaraplar ve likörler ev yapımıdır. Böreğin yanına çok yakıştığını söyledikleri için biz Erik suyu içtik, gerçekten de çok iyi bir ikili oldular. (3)

4
4
Son kahve durağımız ise Rahmi Koç tarafından yaptırılan yerliler arasında Koç müzesi olarak anılan kafe. Değirmeni rehber alarak çıkabildiğiniz kadar yukarı çıkın. Yalnız bizim gibi rüzgarın çok fazla olduğu bir zamana denk gelirseniz zorlanabilirsiniz. İçinde çok da güzel restore edilmiş bir kütüphane var, biraz vaktiniz olursa Cunda gazeteleri arşivini karıştırabilirsiniz. (4)


Afiyet olsun, hala bayram planınızı yapmadıysanız şiddetle önerilir. Bir sonraki yazı şarapevleri, balıkçılar ve taverna üzerine olacak. Biraz yorgunum şimdi. Beklemenizi rica edeceğim.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Samsun, tadı damağınızda kalacak..


Karadeniz'e gidilip et neden yenir diye düşündüğünüzü biliyorum ama bu meşhur tandırcıyı duyunca kendimizi tutmamız mümkün olmadı. Samsun'un tam göbeğinde, PTT'nin olduğu sokak üzerinde İkizler Tandır hayal ettiğinizden daha da büyük bir lezzet sunuyor. İster pilav üstü, ister sade, yedikçe daha da fazla yiyesiniz geliyor. Et yemeyen arkadaşım bile ikinci tabakta oldukça hevesliydi. 








Akşam için durağımız Cemo'nun Yeri Pamuk Kardeşler'di. Samsun'da her yerde rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Nitekim gittiğimiz her yer fulldü. Daha masaya oturduğunuzda midye dolma, salata, peynir sizi bekliyor. Sonra mezelere geçmeden Karadeniz'e özgü olan kavurma turşu ve mısır ekmeği geliyor. Yanda gördüğünüz şişte hamsi. Biz bir şiş geleceğini düşünürken ye ye bitiremedik ama inanılmaz lezzetliydi. Pul biberin hamsiye bu kadar yakışacağını düşünmemiştik. 








İstanbul'da yediğiniz somon fümeleri füme zannediyorsanız yanılıyorsunuz, bu kadar lezzetlisini hiç yememiştim. Tabii mor soğandan çıkan dumanlar da işin lezzetini oldukça arttırdı ama söylerken düşünmek bir hataymış. 














Mısır ekmeği sıcak olarak ikram ediliyor. Önce ekmeğe benzetemiyorsunuz, bu ne acaba diye bakıyorsunuz, yemeye başladığınızda bunu niye başka bir yerde yiyemiyoruz diye sormaya başlıyorsunuz. Sonrasında yenen palamutun ne kadar lezzetli olduğundan bahsetmeyeceğim. 










Restorant ile ilgili tek eleştirim, bir çok şeyin siz istemeden sofraya gelmesi ve sonra sizin karşılaştığınız sürpriz hesap. Sonda ikram edilen kabak tatlısı anneminki ile yarışırdı. Ellerine sağlık. Son bir eleştirim tereyağlı karideslerin gerçekten tereyağının içinde yüzüyor olmasıydı, koku müthiş ama yüzmeden de aynı lezzete ulaşabiliyorsunuz. 


Pazar günü durağımız Ünye'ydi. Mekanımız Çakırtepe Pelitpark. Yediğimiz her şey on numaraydı. Özellikle Samsun'da yediğimiz pideye göre, Karadeniz pidesi budur dedik. Yandaki kiremitte kavrulmuş turşu. Alışık olmadığımız belki içinde fasulye olması. Yanında ne yerseniz yiyin, müthiş eşlik ediyor.












Ben her zaman kıymalı pide taraftarıyım. Yumurtasına batıra batıra yedim, biliyorum çok gözüküyor ama size yediriyor. İstanbul'da böylesini yedim mi bilmiyorum, ama tadı damağımda kaldı. 














Benim için gezinin yıldızı Kiremitte Çırpma idi. Beyaz peynir,  kaşar peyniri, çökelek, yumurta ve maydanoz ile yapılıyor, yanında lavaş ile servis ediliyor. Kahvaltı için ideal ama biz öğlen yedik. 












Son anda sütlaç ister misiniz diye sormasalardı çok üzülecektim. Anneannem çok güzel sütlaç yapardı, bu pirinci bol olan bir sütlaç değildi ama fındığı ve hafif yanığıyla çok lezzetliydi. Gördüğünüz gibi ben fotoğraf çekene kadar neredeyse yarısını yemişler!!














Karadeniz'de çay için süzgeç kullanmazlarmış. Önce evde aradık, sonra baktık gittiğimiz hiçbir yerde süzgeç kullanılmıyor. Gerçekten tavşan kanı dediğimiz ve çok güzel çaylar içtik. Ki ben çayı çok seven biri de değilim. 


Gezinin tamamı durun daha fotoğrafını çekmedim demekle geçti. Yine de kontrol etmeyi başardım. Rakı içmenin Karadeniz'de ne kadar keyifli olduğundan bahsedip sizi üzmeyeceğim. Hala gitmediyseniz, yemekleri bir kenara bırakın ama dalgaların sesini dinlemek, yeşil ve mavinin tonlarını görmek için, bulutlar karardı mı her yeri nasıl isin kapladığını görmek için gidin. 










8 Ekim 2011 Cumartesi

Julie&Julia

Ben yemeklerin fotoğrafını çekmeye başladıktan ve bu food diary meselesinden sonra bir arkadaşım bana Julie&Julia'dan bahsetmişti. Yakalayıp seyretmek bu keyifli cumartesi sabahı olacakmış. Seyrettikçe acıkıyorum. İtiraf etmeliyim, mutfakla salon arasında gidip gelirken filmin bazı sahnelerini kaçırmış olabilirim. Siz izlemeye karar verirseniz, yanınıza tatlı, tuzlu, ekşi, sıcak, soğuk ne varsa alın ki filmi izlerken yorulmayın. 

Julie&Julia gerçek iki öykü üzerine kurulmuş, paralel gibi gözüken ama aslında farklı 50 yıllık süreçlerde geçen bir film. Merly Streep Paris'e hayran olup, oradaki Amerikalı kadınlara fransız yemeklerini öğretmek isteyen bir kadın. Amy Adams ise Streep'in yazdığı kitaba ve ona hayran biri olarak, hayatına bir anlam katmak için bir blog açıyor ve kitapta yer alan her tarifi bir sene içerisinde tamamlamaya çalışıyor. Ve beklenen oluyor, blog en çok okunan üç blog arasına giriyor ve tabii ki 90 yaşında olan Julia Child da ondan haberdar oluyor. 


Yemek yemeye ve pişirmeye tutkun iki kadın, bir kitap aracılığıyla birbirleriyle adeta konuşmaya başlıyorlar. Ben açıkcası ikisinin de eşleri yerinde olmak isterdim. "Hayatım yemekte ne var?". 


Bu yumurtayı biz Türklerin yaptığı gibi bir cezveye atmak ya da yağda yumurta dediğimiz, tereyağı üzerine kırılan (ki ben bunu şekerli yerim) tarzlarının dışında ustaların yumurta haşlama tarzını biliyor musunuz? Kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Egg Benedict'in üstündeki yumurtaları düşünün. Sarısı bir sürpriz gibi beyazının içine saklanmış. İşte bunu elde etmek için  kaynamış suyun içine yumurtanızı kırmanız ve daha sonra etrafta kalan beyazını karıştırmanız gerekiyor. Tam olarak haşlandığında kaşığa dağılmadan gelecektir. Denemek istiyorum diyorsanız buyurun, eminim size yardımcı olacaktır. Julia'nın da dediği gibi yumurtalar mutlaka taze olmalı. Ki bu şu an benim bunu evde denemememin tek sebebi ;) 


Bu ilham perileri eşliğinde ben bu sabah ne yedim? Lor ve beyaz peynir karışımıyla yapılan börek (yanında rokfor yerseniz alın size üç peynirli börek oluyor) ve annem ve benim son favorilerimizden "Meyveli yoğurt". Yumuşamış elma ya da şeftalileri kullanabilirsiniz, onları doğradıktan sonra biraz yoğurt biraz da çilek marmelatı. Güne daha tatlı ve hafif bir başlangıç olamaz. 


Merly Streep'in Julia'ya ne kadar benzediğini görmek istiyorsunuz, işte son zamanlarda bir gazetede de resmini gördüğüm gerçek Julia.. 


Bitirmeden söylemeliyim ki, ben gerçekten sevgililer gününü önemsiyorum. Doğumgünleri, yıldönümleri ve her ne günleriyse. Hayatın karmaşasında yok olduğumuz her günde bunlar insanlara yük değil, hayatı kolaylaştırıcı hatırlatmalar ve bütün bir senelik beklentilerden kurtaran her gün kadar kısa ya da uzun günler. 365 gün hiçbir şey yapmayanlar için şu bir günleri de aşağılamak bana tembellik geliyor, siz bilirsiniz. Filmi izlerseniz neden bunları söylediğimi anlayacaksınız.




"If it is Saturday, you should dance and sing (loudly on the streets)"

26 Eylül 2011 Pazartesi

Eskişehir lezzet durakları..

İki gün de olsa bir dolu fotoğraf, bir sürü anlatmak istediğim.. En iyisi mi ben yemeklerden başlayayım dedim.

Eskişehir dendiğinde akla ilk haşhaşlı ekmek ve çibörek geliyor sanırım. Evet çiğbörek değil. Bakın:

Haşhaşlı ekmek hiç görmedim. Ama hiç bilmediğim bir yemeğin Eskişehir'e özgü olduğunu öğrendim. Yoğurtlu köfte.. İskender'e oldukça benziyor, sadece köfteli versiyonu. Alttaki pideler kızarmış olsaydı daha da lezzetli olacaktı. Köftesini tadı kaşarlı köfteye benziyordu. Ellerine sağlık. Biz Bağlar'a gittik tavsiye üzerine, fena değildi. Yanında mutlaka şıra için.


İstanbul'da da yavaş yavaş yemeye başladığımız yoğurtlu dondurma ya da yoğurt dondurma da Eskişehir'e özgü olup, dilediğiniz yerde yiyebileceğiz gerçek bir lezzet. Hele benim gibi dondurmayı pek sevmeyip, ekşiye bayılıyorsanız tam sizlik. Benden size tavsiye, herhangi bir sosla bu lezzeti gölgelemeyin. Biz Kent Park'ın içindeki Rosa Luna'da yedik, siz daha geleneksel bir yer bulabilirsiniz.

Eskişehir'in pişmaniyeye benzeyen bir de met helvası varmış. Mutlaka tadına bakın, pişmaniyeden daha hafif, yemesi daha kolay, çubuk şeklinde, hafif çikolatalıları da var. 

Odunpazarı evlerini gezerken bir konakta durup kahve içmesek olmazdı. Oldukça eski bir konak seçtik, ev sahipleri o kadar tatlı insanlardı ki, hem konağa hem onlara bayıldım. Kahveleri ise içtiğim en lezzetli kahveydi. Gülüşen Hanım'a sevgilerimle, ellerine sağlık. Bahçelerini de fotoğraflamaktan geri kalmadım tabii.





 Yolunuzu mutlaka düşürün.