11 Kasım 2011 Cuma

Postbayram Sendromundan nasıl çıkılır?

Bu filmi hatırlıyor musunuz? Kendisi türkçe haliyle biz yeni yetme yazma meraklılarına oldukça ilham kaynağı olmuştur. "Tehlikeli aklın sancıları, tehlikeli aklın zırvalamaları, tehlikeli aklın itirafları" tanıdık geliyor mu? 2002 yapımı bir film. Şu an kadroya tekrar bakıyorum da, bu filmle ilgili yanlış bir dipnot aklımda kalmış, oldukça iyi bir kadroya sahip, zamanının, ki yanılmıyorsam Matrix ve Yüzüklerin Efendisi'nin egemen olduğu yıllardan bahsediyoruz, oldukça farklı bir duruşa sahip. Benim aklımda kalan sahne, sinemada izleyenler kuşkusuz benle aynı duyguyu paylaşacaklardır, Sam Rockwell'in uzun çıplak ayna önü konuşmaları. Tehlikeli olmayan bir akıl var mıdır? Ben sanmıyorum. Düşünmeye başladığınız anda boyutlar arası yolculuk gibi kaybolmaya başlarsınız, her türlü kavramın insan beyninde kategorileştirildiği varsayılsada, kavramlar arası geçişler sancılı ve kaybolmaya müsahittir. Bir çıkış kapısının olup, oraya bir daha asla dönememek gibi de düşünebilirsiniz, artık her kapı başka bir bütünlüğe açılacaktır. Biraz if fonksiyonlarına dayandırma sebeblerimizle benzer şeylerden bahsediyorum.

Bu film durup dururken nereden aklıma geldi? Bütün suç bayram gibi uzun tatillerin. Sakın tatilleri sevmediğimi düşünmeyin, bayılırım. Ama düzen değişiklikleri beni sarsmaya müsait olduğu için, original position'a dönmem zaman alıyor. Pazartesi sendromunun daha da sancılısını düşünün. Neyin ucundan tutsanız olmaz, çünkü aklınız orada değildir, uyudukça uyumak gelir içinizden, zaman ve yer kavramını, tüm to do list saçmalıklarını bir kenara koymak istersiniz ama artık olmaz. Adapte olmaya çalışırken, seyrettiğim sofistike festival filmlerinden de kaynaklanabilir, kafamda dönmeye başladı. İzlemediyseniz tavsiye ederim. 

Bu sendrom meselesinden nasıl kurtulunur. Bence bu seferki bir de haftasonunun gelmesiyle çok kolay olmayacak. Çalışanlar için bir hafta önceki tempo devam edecek ama öğrenciler sınav havuzuna düşecek. Arada tatil var, çalışırız yalanı, yalan  olduğunu bir kez daha gösterecek.  Bir an önce sirkelenmek lazım.

Zaten bana herkes bugün 11.11.11 bunun tadını çıkarmalıyız havasında gözleri saate takılı kalmıs bir rüyada yaşıyormuş gibi geliyor. Maalesef gökyüzünden konfetiler dökülmedi. 

Tehlikeli aklın yerine şu an kendimi koyuyorum ve size soruyorum. Bugün milli maç var, herkesde bir heyecan, üstelik de Arena'da. Dünya kupalarında eğer iddialı değilsek hepimiz bir ülkeyi desteklemeye başlarız, hepimiz bir taraftan Barcelona ya da Real Madrid taraftarıyız, tamam. Dil, din, köken, mezhep, şehir değil bahsettiğim, spora dair bir coşku, duygudan bahsediyorum, kendini Kürt olarak kabul edenler ve olanlar, milli maç olduğunda nasıl davranıyorlar, ne hissediyorlar, nasıl bir taraf tutuyorlar. İdeolojilerden, kavramlardan bahsetmiyorum, bir karşılaşmayı izlerken doğan duygudan. Ben bir cevap bulamadım, belki sizin vardır.

1 yorum:

  1. diyelim ki gs'lısın ve fb-bjk maçını izliyosun. ama diyelim ki baban fb yönetim kurulunda yada onun gibi bişey, fener tribününde oturuyosun yani. öyle bi duygu olsa gerek. babana çaktırmadan beşiktaşı tutmak gibi yani?

    YanıtlaSil