2 Ekim 2011 Pazar

Sunday and My Red Pants.. Happily EVER after


En çok pazarları severim eskiden beri. Bir de hayattan keyif alarak yaşamayı, hep gülümsetecek şeyler yapmayı, bir de birini.. 


Pazar olunca evde kahvaltı yapmayacaksın. Atmak lazım kendini sokaklara, Hele bir de akşamdan kalınmışsa. Ben Avrupalı'yım, böyle dediysem Avrupa yakası demek istedim. Bebek'e, Kuruçeşme'ye inmek lazım, Hisar'a uzanmak Kale'leri feth etmek lazım, üstüne biraz da Nar yemeli, ağzımızı Sade Kahve'nin yanında Lokma ile tatlandırmak lazım.. Eğer sabahtan kalmışsanız Sütiş'te insanlıktan çıkmalı..


Ben aile pazarı sebebiyle daha sakin bir yer seçtim, Bebek Happily Ever After. Hem de istediğim denize nazır masayı da kaptık, arkadan da hafif esinti geliyordu, kahvaltım pek bir güzel oldu. Sonraki sahil yürüyüşümde eğer Hisar'a doğru gitmeye karar verseydim başıma neler geleceğini de gördüm. Aman dikkat! Bir de sahilde yolda yürürken Dilek'in ayakkabısını çalmış bir kız gördüm. Hani şu önü saks mavisi, siyah olanlar ;) 
Annemin bu benim kızım mı bakışları altında somonlu pancake'i afiyetle mideye indirip, limonatamı yudumladım. Çok normal bir davranış mı, bence hayır. Ama üniversiteye başladığımdan beri ne zaman kendimi çok mutlu hissetsem içimde hep Happily Ever After'a gitmeli ve yemeliyim derim. Pahalı bir alışkanlık. 

Bu kadar neşeli bir günümde Leyla Zana'nın şu bilinç altı meselesine değinmeden edemeyeceğim. Üniversiteye hazırlanırken matematik hocam işlem hataları için, beyin yanlış yapmaz, kalem yanlış yapar derdi. Sayın Zana'da nasıl düşünüyor ve neye inanıyorsa onu söylemiştir. Eğer siz kaleme 1000 kerede bir artı ikinin 4 olduğunu söyleseniz o yine üç diyecektir. Rakamları, fazla olanı rastgele seçmedim. Bazı şeyler üzerine artık düşünmek lazım. Yoksa biz daha çok kundakta bebek, kundaktan araba, köyden öğretmen kaybederiz. Üç maymunu oynamanın, içimiz yanıyor demelerin alemi yok. Bu bize teğet geçer ekonomilere benzemez, terör bu ülkenin gündemi değil maalesef hayatı. Her gün yarın oluyor ama biz yine onu konuşuyoruz, ve bazıları için ise yarın olamıyor.. Birileri yarınları bekler, birileri hiç gelmeyecek yarınları. Dönerken Elif  Şafak'ın İskender'ini aldım. Arkasında "Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız." yazıyor. Onların dünyaya bırakmak istedikleri iz,imza gerçekten bu mu? Bir örgüt, bir kimlik ve bir siyasi partiyi birbirinden ayrı irdelemek lazım. Sanırım herkes artık kiminle muhatap olacağını biraz şaşırdı. Doğru adımlar atılmaz, uzlaşmacı yaklaşımlar sergilenmezse fatura hepsine birden çıkacak. Bu artık siyasi bir meselenin en üst kademesidir. Bakalım İsmet Paşa gibi masadan kalkanlar var mı bu zamanda da?

Neyse biz pazar neşemize geri dönelim. Çok uzun zamandır kendime bir kırmızı pantolon almak istiyordum sonunda başardım. Pazartesi günü olumlu olmak için kırmızı giymek gerekiyormuş, hani şu sendroma iyi gelir meselesi. Deneyelim bakalım. Ben kendisiyle çok mutluyum, sanırım ben de olumlu bir etkisi var. 
PS: Bacaklarım göründüğü kadar kalın değil, açıdan hepsi ;)


İçimizde küçüçük bir yerde sonsuza dek mutlu yaşayan bir yer vardır, hayat boyu onu bulmak için debeleşip dururuz. Neyse hüzün basmadan, günün anlam ve önemini ifade eden sözümüz araya girsin.. see ya


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder